Her Şeyi Kaybedebiliriz Ama Hayalleri Asla: Merdan Kardan

“Yaşanmamış yaşamlar dünyasındayız. Ya sen hayatı yaşarsın ya da hayat seni yaşar. İnsanların çoğu bunun farkında değil. Ve bu dünyada büyük bir çoğunluğumuz yaşamadan ölüyoruz. İnsan kendi yaşamını yaşamayı nasıl seçer? Olabileceğinin en iyisi olma yolunu nasıl seçer? İlk adım farkına varmaktır…”

Nasuh Mahruki

Sonsuz nefes, hikaye ve ihtimaller içerisinde yaptığımız seçimlerin ürünü yaşamımız. Her seçim hem yeni bir yol hem de bir vazgeçiş. Yaptığımız her seçimde bir bilinmeze doğru yürürken geride ne bıraktığımızı anlama şansımız olmuyor.

Eğer varacağınız durağı bilme şansınız olsaydı seçimlerinizi nasıl yapardınız?

Peki ya, varacağınız durağı hiç düşünmeden sadece kalbinizi ve kendinizi dinleyerek bir seçim yapsaydınız? Yani o ilk adımı atsaydınız?

Merdan’ın hikayesine 14 yaşımdan beri aşinayım. Mühendislikte başarılı bir kariyere sahipken, hayatındaki anlam arayışı onu tiyatroya yönlendirmişti. Merdan hayallerini yaşamayı seçerken mesleğini de yapmaya devam etti. Oyuncu, mühendis ve girişimci olarak harika işlere imza attı. Bana ise onun hikayesini keyifle anlatmak düştü.

Her zaman bir çözüm vardır, yeter ki o yolda yürümeyi seçin!

O zaman, Merdan’ın hikayesi ile başlayalım…

İstanbul’da doğdum. Çocukluğum Ümraniye’de geçti. Burnundan sümükler akan, elinde peynir ekmekle gezen, mahalledeki arkadaşlarıyla top oynayan yaramaz bir çocuktum. O dönemlerde kalemi sol elle yazma dışında sıradan bir çocuktan farkım yoktu.

İlkokul ve ortaokulu Ümraniye’de okudum. Annem muhasebeci olmamı istediği için ticaret meslek lisesini bitirdim.

Benim o dönemlerde ne istediğim hakkında fikrim bile yoktu. Sadece futbola çok ilgim vardı. Futbolla yatar, futbolla kalkardım. Mahalleden arkadaşlarımla sürekli futbol oynardık. Ben de solaktım, güzel oynardım. Hatta beni Maradona’ya benzetirlerdi, kesin ileride iyi bir futbolcu olacak diyorlardı.

Çocukluk çağım futbolla geçmiş, tüm hayallerim futbol üzerine kurulu…

Akılda hiç tiyatro yok…

Yok canım, daha tiyatro nedir bilmiyorum bile…

Sonra…

Benim futbolla ilgili kritik bir dönemim oldu. 14-15 yaşlarındayım. O zamanlar Üsküdar Anadolu’nun altyapısında oynuyordum. Öğleden sonra Fenerbahçeli eski milli futbolcular orada gelip futbol oynarlardı, o sırada bizim antrenmanları da görüyorlarmış. Bir gün bir tanesi “Ben seni Fenerbahçe’nin altyapısına göndereceğim” dedi. Tabi ben de dünyanın en mutlu, mesut insanıyım…

Gel zaman git zaman haber gelmiyor… Bir iki ay geçti. Sonra bir gün geldi “Feridun Hoca’nın yanına şu gün şu saatte gidiyorsun” dedi. Müthiş bir heyecan…

İlk defa iletişim becerisi ve motivasyonun ne kadar önemli olduğunu orada fark ettim. Halen şok içerisinde o anı düşünüyorum… Hepsi tanıdığım arkadaşlarım olmasına rağmen, teknik bilgime rağmen antrenman sırasında bana gelen tüm topları ıskaladım. Böyle bir şeyle daha önce karşılaşmışlığım yok.

Hoca antrenman sonrası “Sen biraz yetersizsin” dedi ve futbol maceram orada kapandı.

Futboldan sonra tutunabileceğim derslerim vardı. O yüzden okula ağırlık verdim. Niğde Üniversitesi’ne gittim, iki sene makine üzerine teknik ressamlık eğitimi aldım. Çok başarılı bir öğrencilik hayatım oldu. Okul birincisi oldum.

Tiyatro ile yolun ne zaman kesişti?

2004 yılında Marmara Üniversitesi’ne başladım. Hazırlığın ikinci sınıfında tiyatro kursları veriliyordu. Biz de aktivite olsun diye başladık, hiçbir altyapım yok… O gün tiyatro ile tanıştım ve çok hoşuma gitti. Şu anda oyunculuğa, tiyatroya dair hissettiğim temel duygular aynıydı.

Merdan Kardan

Üniversitenin son yıllarında Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’ne başladım. O zaman zaten seninle birlikteydik. (Gülüyor) Oradan mezun olduğumda yıl sonu oyunlarında jüri tarafından ‘En İyi Erkek Oyuncu’ seçildim.  Daha sonra Ali Erdoğan’ın kurduğu Kabare Dev Aynası Tiyatrosu’nda 6 yıl boyunca oynadım.

Peki, profesyonel kariyer…

Okuldan mezun olduktan sonra bir asansör firmasında çalışmaya başladım.  Asansör firmasında çalışıp tiyatroya devam ediyordum. Orada 2 yıl çalıştıktan sonra askerliğe gittim. Geldikten sonra tiyatroya daha fazla zaman ayırabileceğim bir iş yapmaya karar verdim.

O sıra korku evleri açılmaya başlamıştı, ben de bu durumu değerlendirip arkadaşlarımla ortaklaşa Korku Evi açtım. Güzel sonuç aldık. Bu beni çok cesaretlendirdi. 1-1,5 sene gibi bir zaman diliminden sonra işlerimi dengeleyince kamera önü oyunculuğu düşündüm.

Şevkat Yerimdar dizisinde oynamaya nasıl başladın?

Korku Evi’ni işlettiğim dönemde Tümay Özokur Oyunculuk Akademisi’nde eğitime gittim. Orası benim oyunculuğa karşı bakış açımı değiştiren, farkındalık kazandıran yerlerden biriydi. Atölyeden mezun olduktan sonra uygun gördükleri oyuncuları Tümay Özokur Ajans castına dahil ediyorlardı, beni de dahil ettiler.

Korku Evleri zamanla talep görmemeye başladı, insanlar sektörden zamanla soğudu. O dönemde VR gözlüğü keşfettim. Oyun Evi’ni VR Cafe’ye çevirdim. Çok özel ve etkileyici bir şeydi. Çok güzel tepkiler alacağını düşündüm fakat o da beklediğim gibi olmadı. Tutmadı iş. VR Cafe’yi kapatmak zorunda kaldım.

Aynı dönemde Şevkat Yerimdar dizisine girdim. Haftanın neredeyse 4-5 günü çok yoğun bir şekilde çalışıyorduk. VR Cafe ile de o yüzden ilgilenememeye başladım. Bir tek dizi kaldı. Dizi bir zaman sonra yayından kalktı.

Başka proje teklifleri geldi mi hiç?

Görüşmeler, uygun işler oldu ama yaştan, casttan ya da proje içeriğinden olmadı.

“Varlığımı devam ettirebilmemin, nefes alabilmemin tek noktası oyunculuk yapmak “

Oyunculuk senin için ne ifade ediyor?

Oyunculuk kamera önü veya tiyatro fark etmiyor, temelinde aynı duyguları ortaya çıkarıyorsun. Hayatımı devam ettirebiliyorum, hayatımın birçok noktasında birçok güzellikleri görebiliyorum. Ama bana nefes aldıran tek nokta, varlığımı devam ettirebilmemin tek noktası oyunculuk yapmak.

Şimdi ne yapıyorsun?

Ekonomik olarak zorlandığım için tekrar mühendislikle ilgili iş arayışına giriştim. Gemi makinalarının bakımı ve tamiri, enerji santralleri kurulumu ve işletmesi yapan bir mühendislik firmasına girdim. Şu an operasyon mühendisi olarak çalışıyorum.

O dönem kendi mesleğini yapmayı bırakıp oyunculuğa devam ettiğin sürede endişelerin oldu mu? Hiç keşke böyle yapmasaydım dedin mi?

Tamamen cahil cesaretiydi. (Gülüyor) Şu an olsa yapmazdım.

Çok iyi bir proje teklifi alman ve işinle ilgili problem yaşaman halinde ne yapardın?

O zamanki koşulları değerlendirmek lazım. Projeye, işin durumuna göre. Önceden bunlara karar vermek mümkün değil.

Oyunculuğun ve mühendisliğin sana kattıkları neler? Özellikle mühendisliğin hayatı ve insanı analiz etme kısmını görebiliyorum ama..

Çok fazla var. Bana kalırsa her şey kökeninde matematik. Oyunculuk da mühendislik de matematik. Çok benzeştirdiğim noktaları var. Mesela geminin motorunu tamir ediyoruz. Geminin kalbini onarıyoruz, kalbini ortaya çıkarıyoruz diye bakıyorum. Bunun benzerlik noktası bence burada.

Merdan Kardan

Mühendisliğin analitik tarafını oyunculukla nasıl birleştiriyorsun?

Teknik geliştiriyorum. Mesela kendi verilerimi ortaya döküyorum. Fiziksel verilerimi, ruhsal verilerimi… Benden istenen şeye bakıyorum. Bunların arasında nasıl teknik oluşturup örtüştürebileceğim noktasını değerlendiriyorum.

Formülize edilebilen bir şey değil ama tecrübelerinle, analitik bakışınla benzerlik kurabildiğin noktalar buluyorsun. Zaman içerisinde ise teknikler geliştiriyorsun.

O dönemde bu döneme ne dersler çıkardın?  Sendeki etkisi nasıl oldu?

Eskiden sahne veya kamera önünde kendimi tamamlamam gerektiğini düşünürdüm. Şu an ben bir izleyici veya beni değerlendirebilecek birisinin olmasına gerek duymadan eksiklerimi fark ediyorum.

Kendi kendimi geliştirme ve tamamlama noktası benim için daha büyük önem kazandı. Bunun da şöyle bir avantajı olduğunu düşünüyorum, bir şeye bağımlı hareket etmek zorunda kalmıyorsun. Böylelikle daha özgür hissediyorsun, daha özgür hissettiğinde ise daha başarılı oluyorsun.

Hayatımda ne kadar kayıplar varmış gibi gözükse de, aksine ben çok büyük kazançlarımın olduğunu düşünüyorum. Hayatı yaşamak, hayatın zenginliği daha önemli bir kriter.

Bu işe öncelikle gönül vermek, hayatını buna göre koordine etmek, daha sonra da şans..

“Her şeyi kaybetmeyi göze alırız ama hayallerimizi alamayız. “

Sektöre dair gözlemlerin neler?

Sektör ne verirsen onu alırsın sektörü değil. Teknik mesleklerin birçoğunda ne verirsen onu alıyorsun. Oyunculukta böyle değil.

Sokağa çıkalım 10 kişiden 9’u oyuncu olmaya çalışmıştır ya da oyuncu olmak istiyordur. Herkesin hayalini süsleyen bir meslek. Çeşitliliğin çok fazla olduğu bir piyasa. Senin çıkaracağın karakterin kendisi olanlar var. Senin kendini geliştirmen pek de önemli olmuyor, tercih edilme şansın düşüyor. Dolayısıyla hayatını buna göre hareket ettirme durumun da azalıyor.

Adaletsiz bir sektör olduğunu söyleyebilirim. Tabi ki yetenek önemli bir kriter ama sadece yetenekle bu sektörle var olurum diye düşünmek doğru değil.

İkinci olarak, Türk halkının zevkleri hakkında bile öngörüde bulunamıyorsun. Hangi projenin tutacağı belli olmuyor. Muazzam güvendiğin bir iş karşılık bulamayabiliyor, alakasız bir iş yıllarca sürebiliyor. Netliği olan bir iş değil.

Böyle bir yarışın için de olunca yetenek de adalet de anlamını yitiriyor.

Haksızlığa uğradın mı hiç?

İşin doğasını kanıksadığım için haksızlığa uğradım diye düşünmem. Sadece nasıl kendimi daha çok var edebilirim diye düşünürüm.

Sektörün eksik tarafları neler? Var olmak için neler yapmak lazım?

Tek yapılacak şey her şeyi göze almak. İyisiyle, kötüsüyle, riskiyle, şansıyla, sektörel kriz durumuyla yani her noktasıyla gönül verip mücadele etmek. Bunun dışında bir formül yok.  Neleri göze aldığına bağlı.

Bir oyuncu adayının duygusal ve eğitimsel olarak nelere sahip olması gerekir?

Oyunculuğun mühendislikle en çok örtüşen noktasına bakmak lazım diye düşünüyorum.

Ben mühendisliği öğrenmedim. Çözüm öğrendim, anlamayı öğrendim, öğrenmeyi öğrendim. Mühendisliğin bana en büyük katkısı öğrenme yöntemi geliştirmeydi.

Oyunculukta da kesinlikle her şeyi gerektiği kadar, yeteri kadar öğrenebilme ve bunu hızlı ve doğru bir şekilde yapabilme gerekiyor. Bence eğitimi ne olursa olsun, öğrenmeyle ilgili insanların sıkıntı yaşayacağı bir nokta olduğunu düşünmüyorum. Ne öğrendiğin ve ne kadar doğru öğrendiğin noktası en önemli noktası. Doğru öğrenebilmek ve kendini tanıyabilmek.

Başka eklemek istediğin var mı?

En sevdiğim söz:  Biz öyle insanlarız ki her şeyi kaybetmeyi göze alırız ama hayallerimizi alamayız. İşte benim çıkış noktam da bu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir