Mutluluk Hattı Yolcusu: Dilan Bozyel

Her arayış bir yolculuğu beraberinde getirir, her yolculuk da soruları. Yoldayken türlü sorular geliyor insanın aklına. Kimdim? Ne oldum? Aradığım neydi? Aradığım şeye ne kadar yakındım? Bazen aradıkların da değişiveriyor, ya da sayısı artıyor hiç hesapsız. Bu yoldaki tek gerçek ise aradığımız şey ne olursa olsun tüm yolların er ya da geç kendimize çıktığı…

Dilan Bozyel, dünya yolculuğu sırasında uğradığı şehirleri fotoğraflayarak yaşamak istediği yeri ve kendini arayan bir fotoğrafçı. İstemediği bir bölümü okurken yaşadığı sağlık problemi onu ileride hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelecek fotoğraf ile tanıştırıyor.

Ev arayışını mutluluk kavramıyla ele alarak çıkardığı kitabı Paris-Beyrut: Mutluluk Hattı ise kendini en mutlu hissettiği iki şehrin fotoğraflarını içeriyor. Aynı zamanda insanın yalnız olduğu ve günün sonunda kendiyle baş başa kaldığını gerçeğine de dikkat çekerek…

Hayatın İçindeki Renkler’in kalıplaşmış ilk sorusu ile başlamak isterim. Dilan Bozyel kimdir? Hikayesi nedir?

Fotoğrafçıyım. Kimi zaman fotoğraflarımı kelime ve cümlelerle süsleyen bir fotoğrafçıyım. Doğduğum yer, yaşım kaşım başım ve hatta cinsiyetim ile hikayemi özelleştirme ihtiyacı duymak istemeyen, yalnızca bir fotoğrafçıyım.

Eğitimini bırakıp İngiltere’ye taşınma fikri nasıl gelişti?

Anneannem, Kıbrıs Savaşı bitince Limasol’ dan önce Girne’ ye, sonra küçük kızıyla birlikte Londra’ ya taşınıyor. Sonra da orada yaşaması, okuması gerektiğini düşündüğü torunlarını yanına çağırıyor.  Ben, o torunlarından biriyim.

Fotoğrafçılığa nasıl başladın?

Özel bir üniversitede İngilizce İşletme eğitimi alıyordum. Yani başarısız bir öğrenciydim. Mutsuzdum, heyecansızdım. Küt diye bıraktım okulu. Başka bir meslek olmalıydı mutlu olacağım çünkü. Ağır bir depresyon sonucunda sağlık sorunlarım başladı ve akciğerimdeki  rahatsızlıktan ötürü bir süre yatarak ilaç tedavisi olmak zorunda kaldım. Bu süreçte, evimizde bulduğum bir kompakt kamera ile otoportrelerimi çekmeye başladım. Yine tam bu dönemde, Diane Arbus’ un fotoğraflarıyla tanıştım. Büyülenmiş olmalıyım. Çünkü her gün otoportremi çekmek için uyanmaya başladım. Tedavi sürecim bitince sonradan Londra’ da kabul edildiğim okula otoportre dosyamı yollayıp, hikayesini yazdım.

Okula başladıktan sonra öğretmenim Othello’ nun yanında zaman geçirip, oradaki sektörü tanımaya başladım çalışarak.

Fotoğrafın yaşamına etkisi nasıl oldu?

Bir vitamin etkisi olmuştur herhalde. Çalışıp, üretmek ve karşılığını maddi manevi almanın da güzel etkileri var elbette. Fotoğrafa başlamadan önceki hayatımı çok net hatırlamıyorum, kıyaslama yapmak zor olabilir. Ama belli ki bir boşluk dolmuş içimde.

“Düşünmemek için arayıştan vazgeçiyoruz”

Bu sene çıkan Paris-Beyrut: Mutluluk Hattı fotoğraf kitabından bahsedebilir misin?

Hayat, benim için her anlamıyla yolculuk. Trenler, otobüsler, arabalar, uçaklar, gemiler en çok zaman geçirdiğim yerler.

Paris-Beyrut: Mutluluk Hattı

Londra’ dan Türkiye’ ye dönmeye karar verince önce başladığım topraklara dönmek istedim. Bir arayıştı bu. Nerede yaşamam gerektiğini arıyordum, hala da arıyorum. Ortadoğu’ da başlayan seyahatlerim Avrupa’ ya doğru uzandı. En mutlu olduğum şehirleri seçtim önce; Paris’ te ve Beyrut’ ta benzer frekanslarda mutluydum. İki şehirde de yaşama planlarıyla zaman geçirmeme rağmen neden kalamamıştım, kalsaydım hangisinde yaşardım.. Bu arayışın ilk durağı olan kitabımda; benim gibi nerede yaşayacağını arayan, dünyayı anlamaya çalışanlar ile dertleşiyorum sanırım. Yaşamak istediğim ve yaşamak için davrandığım ama bir türlü yaşayamayıp Istanbul’ a döndüğüm şehirler serisinin ilk kitabı Paris ve Beyrut’ ta çektiğim toplum gözlemine dayalı sokak fotoğraflarım ve notlarım ile okuyucuyla birlikte bir cevap arıyorum.

Kitabın sergisinde gördüğüm fotoğraflar bana arayışı hissettirdi. Yalnız ve arayışı olan ama aynı zamanda içinde umudu taşıyan insanlar… Sen o kişileri fotoğrafladığın sırada ne hissettin?

Çok klişe gelebilir ama hayatta zaten yalnızız. Aile de kursan, çocuk da olsan, birisinin dünyada en sevdiği insan da olsan içinde kalan içinde kalıyor ve bazı şeyler paylaşılamıyor.

Yalnızlığı ayrı, kötü, olumsuz bir şey olarak görmüyorum. Bir gerçek sadece yalnızlık. Yola çıktığımda da hep yalnız başıma yola çıktım. Böyle bir duyguya sahip göz çift ya da kalabalıkları görmez.

Kitapta ve sergide fotoğrafların bir akışı var. İnsanlar hep bir şeyi arıyor. Yalnız bir kadın çantasında bulacağı kalemle belki mutlu olacak. İnsanların arasına bakıyor ama orada tek başına.

Bir çift var ve yan yana kitap okuyorlar. Orada bile iki yalnız insanı anlatıyor. Yan yana olsa da aradıkları şey bir başkası değil. Aradığımız şey kendimiz. Sergide de bunu oluşturmaya çalıştım. Bunu hissettim ve tüm dünyanın hissettiğini öngördüğüm için de paylaşmaya karar verdim.

Kendini ararken keşfettiğin yeni şeyler oldu mu?

Tabii.. Arayışın devam edeceğini net bir şekilde öğrendim. Derdimin bir ev olmadığını, dört duvar olmadığını… 6 kitaplık serinin ilk kitabı bu. Burada mutluluğu arıyorum. Diğerlerinde başka kavramlar üzerinden devam edecek bu hatlar ve arayışlar. Bunları aklımda kesinleştirmeye çalışıyorum.

Bir yere ait olamama hissini nasıl yorumluyorsun?

Çoğunlukla ait hissetmiyorum. Eskiden beri böyleydi. Hiçbir zaman spesifik bir aidiyet hissetmedim. Dünyaya veya evrene ait olduğumuzu zamanla daha iyi anlıyorum ama tam tersi bir yere, birine, bir duyguya ait hissettiğimde o beni korkutuyor. O beni sıkıştırıyor. O başka bir sorumluluk. Biri pas atıyor ve ben o topu tutuyorum, o topu taşımak zorunda hissediyorum. Bu illa ilişki için değil, yaşadığım bir yer için olabilir, bir sınır içinde olmak da olabilir.

Aslında hiçbirimiz böyle değiliz, sadece kolaya kaçıyoruz. Çok düşünmemek için arayıştan vazgeçiyoruz. Belki çok dile getirilmeyen bir şeyi dile getirmek istedim. Şu an sayıca çoğaldığımızı hissediyorum. Değişik yaş gruplarından, profillerden, ülkelerden mailler alıyorum Bir yerde buluşuyoruz. Ben kendi kendime delirmediğimi düşünüyorum en azından. Bu soruyu hissettiğim gibi herkes içinde saklıyormuş ve ben o kapağı açtım.

Peki aşk… Aşk bile sende bu yolculuğu ve arayışı biriyle birlikte gerçekleştirme düşüncesi yaratmadı mı?

O çok değişken bir şey. Bir anda çok ait hissettiğin, beraber keşfetmek istediğin biri aylar sonra başka biri olabiliyor, başka birine dönüşebiliyor. Hepimiz kendi içimizde değişiyoruz, bazen yan yana yürüdüğümüz yollar değişebiliyor. Yan yana devam etmek istesen de kişi kendi içinde formunu değiştirebiliyor. Bir anlaşma gibi. Yola beraber çıkıyoruz, aynı şeyleri düşüneceğiz, aynı şeyleri hissedeceğiz falan gibi bir şey yok aslında. Belki rotamın birisinde yanımda biri olur, ya da olmayabilir. Eşlik etmek isteyen edecektir ama benim duygu alanıma çok fazla girmeyerek.

“Cesur kadınlar erkekleri korkutuyor”

Kadın hakları konusunda söyleşilere de katılıyorsun. Peki Türkiye’de kadın hakları konusunda neredeyiz?

Kadın hakları konusunda söyleşiler düzenlemeye ihtiyaç duyacak aşamadayız. Söyleşilerde de bunun üzerine fikirlerimi paylaşıyorum. Bir fotoğrafçı ve fotomuhabir olarak ve toplumsal sorunlarla ilgili sosyal sorumluluk projeleri hazırlayan bir vatandaş olarak; izlenimlerim, öğrendiklerim ve paylaşmam gerekenleri paylaşıyorum.

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin düzenlediği yarışmadan ödül alan tek kadın fotoğrafçısın…

Bu alandaki pozitif cinsiyet ayrımcılığını destekliyorum. İsmini başarılarıyla duyurabilen kadın fotoğrafçıların sayısının artmasını istiyorum. Hatta bu sebeple fotoğraf eğitim atölyelerime katılan kadın öğrencilerin sayısı arttıkça mutlu oluyorum.

Bir röportajında “Yeteneğine güvenen cesur kadınların erkeklerin gözünü korkuttuğunu gördüm” demişsin. Cesur bir kadın olmak erkekleri neden bu kadar korkutuyor?

Erkekler eğitimle bile ehlileştiremedikleri içgüdüsel yabani dürtüyle fırsat bulduğu her alanda ve her anda üstün gelme çabasında. Daha açıklayıcı olayım; hakimiyet kurmaya çalışarak egemen olmanın cesaretiyle kendileriyle yüzleşemeyecekleri bir ortam yaratma isteğiyle yaşıyorlar. Dolayısıyla, bu hassasiyeti farkeden, üstüne bir de kendine, yeteneğine güvenen; cesur kadınlar erkeklerin gözünü ürkütüyor.

 Son olarak okuyuculara ne söylemek istersin?

 Dünya konuş konuş bitmez, bu yüzden fotoğraflarını çekmek lazım.

You May Also Like

Öteki’nin Yanında 30 Yıl: Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu

Değişimden Korkma, Değişimle Dans Et: Çiğdem Berk

Tüm Hikayeler Gitmekle Başlar: Aliye Saygı

Cesaret Korktuğun Şeydir: Nazlı Yılmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir