Değişimden Korkma, Değişimle Dans Et: Çiğdem Berk

Bir insan neden değişimden korkar? Değişim olmasaydı, ne olup bitebilirdi ki? Yaktığın odun değişim geçirmeseydi banyo yaptığın suyu ısıtabilir miydin? Yiyecekler değişime uğramasaydı, yemeğini yiyebilir miydin? Ve eğer değişim olmasaydı, yararlı bir iş yapılabilir miydi? Senin de tıpkı onlar gibi değişmen gerektiğini ve bu değişimin evrensel doğa için gerekli olduğu görmüyor musun?

Marcus Aurelius

Değişime en çok direndiğiniz şeyler, değiştirmeye en çok ihtiyacınız olanlardır. Oysa çoğumuz korkarız değişimden. Bilinmeyenle dans etmeyi kim ister? Alışkanlıklarını, sahip olduklarını, konfor alanını bırakmayı, risk almayı…  Öte yandan dansı iyi de etseniz, kötü de etseniz o sahneye çıkmanız gerekir. Kozasından çıkmak zorunda olan kelebekler gibi ne kadar korksanız da değişimden kaçamazsınız. O zaman, elden ne gelir dansı en güzel şekilde etmekten başka?

Bilinmeyenle cesur bir şekilde dans eden, sahip olduğu her şeyi geride bırakıp Kabak Koyu’nda yepyeni bir yaşama başlayan Çiğdem Berk’in hikayesi değişmek isteyen herkese ilham olsun!

Çiğdem Berk’in hikayesini öğrenmek isterim ilk olarak…  Çiğdem Berk kimdir, hikayesi nedir?

1985 yılında İstanbul’da doğdum. Kocaeli’nin Darıca ilçesinde yaşadım. İlkokulu Kocaeli’de, ortaokulu ve liseyi Gebze’de okudum. 8 yaşında babam Vietnam’a çalışmaya gitti. Ben de anneannemle yaşamaya başladım. Yaz tatillerinde ve sömestrda ailemin yanına gidiyordum. Yurtdışını görmem bir dönüm noktası oldu diyebilirim.

Çocuklara ve hayvanlara çok fazla ilgim vardı, öğretmen olmak istiyordum. O yüzden çocuk gelişimi okudum ve İstanbul’da öğretmenlik yapmaya başladım. 9 sene boyunca özel okullarda çalıştım. Güzel bir yaşantım vardı. Yine de bir şey beni dürtüyordu.

Her sene belli zamanlarda delirip “Ben doğanın olduğu, arabaların, binaların az olduğu bir yere gideceğim “diyordum. 2018 yılında bunaldığım bir zamanda bir arkadaşım tatil yapmak için beni Kabak Koyu’nda bir yere yönlendirdi.

Kabak Koyu’na taşınma fikri nasıl ortaya çıktı?

Tatillere tek başıma gitmeyi severim. 6 günlük bir tatil için tek başıma yola çıktım. Manzarayı gördüğün anda vuruldum. Hani insan içinde bir şey hisseder “Burası bana çok uygun. Hayatımın bir döneminde burada yaşamalıyım” diye. Bana da öyle bir his geldi ve buraya yerleşmeye karar verdim.

Daha sonra İstanbul’a geri döndüm, okul müdürüyle görüştüm. O da anlayışla karşıladı, hatta geri dönersem tekrar çalışabileceğimi söyledi. Evimin eşyalarını bir günde spotçuya sattım, evi kapattım ve buraya geldim. Gerçekten hiçbir şey belli değildi.

Geçimini nasıl sağladın?

6 gün tatil yaptığım yerde bana gönüllü çalışabileceğim söylendi. Yediğiniz içtiğiniz karşılanır, kalacak yer verilir ve siz de çalışıp onlara yardım edersiniz. Ben de o şekilde çalışmaya başladım. Temmuz’dan Mart ayının başına kadar orada yaşadım.

Daha sonra ücretli çalışmak istiyordum ve bir ev ihtiyacı hissettim. Ev ararken buradaki köylülere denk geldim. Onlar da bu evi onlarla çalıştığım takdirde verebileceklerini söylediler. İş aradığım için hemen kabul ettim. Onlarla çalışmaya başladım. Servis yapıyordum, mutfağa giriyordum, gelen yabancı turistleri ağırlıyordum.

Çiğdem Berk

Yaz dönemini bu şekilde geçirdim. Benim içi zor bir dönemdi çünkü çok yoğun çalışıyordum. Geçen kış İstanbul’a gittiğimde mekatronik ürünler üzerine bir dükkân açmıştım. Aynı zamanda 2. el parçaları sattığım bir web sitesi kurdum. Pandemiye kadar dükkanda ve sitede işler iyi gitti. Bir süre İstanbul’a giderek, bir süre Kabak’ta kalarak işleri devam ettirdim.

Halen dükkanım duruyor. Burada da (Kabak Misafir Evi) bir gün çalışıyorum. Rezervasyon ve evrak işlerini hallediyorum. Ayrıca buradaki bir ailenin çocuğuna 5 gün 1’er saat ders veriyorum. Kendime ait bir evim var. Şu an tam istediğim durumdayım. Mutluyum.

Konfor alanından uzaklaşmak zor oldu mu?

Kafamda bir yere taşınacağım planı yoktu. Sadece hayatım boyunca alttan alta beni dürten bir hayalim vardı. Kabak Koyu’na geldiğimde kendimi gerçekten buraya ait hissettim.

Konfor alanından çıkmak diyemiyorum buna tam olarak. Başka bir konfor alanı oluşturmak için kısa süreliğine eski konfor alanından ayrılmak diyebiliyorum. Her yer bizim. Ağaç da değiliz. Bir şeylerden memnun değilsek kök salmamıza gerek yok. Bundan korkmanın anlamı yok gibi geliyor. 

“Konfor alanından çıkmak istiyorsan yapılabilecek en iyi şey konfor kavramını gözde çok büyütmemek”

O alandan çıkmak için sence neye ihtiyacımız var?

Konfor alanından çıkmak istiyorsan yapılabilecek en iyi şey konfor kavramını gözde çok büyütmemek. Konu konfor alanıysa benim burada kurduğum çevre ve konfor alanı çok daha rahat. Eğer sen de çıkmak istiyorsan seni de daha iyisi bekliyor olabilir. Eğer bundan çıkmazsan diğerini hiçbir zaman bilemiyorsun.

Peki seyahat deneyimlerin, izlenimlerin, anıların…

Çok fazla seyahat eden biri değilim açıkçası. Bahsettiğim gibi bir süre Vietnam’da yaşadım. Türkiye’de de seyahat ettiğim yerler oldu. Ancak çok sık değil. Fakat ben yeni insanlar tanımayı çok seviyorum. Onlarla görüşeyim, bana hikayelerini anlatsınlar, ben onlara hikayemi anlatayım, insanları gözlemleyeyim. Bunlar çok keyif veren şeyler. Burası turizm bölgesi olduğu için bunu yaşayabiliyorum. Yeni insanlar tanıyorum, yeni hayatlar keşfediyorum.

Hayatında neler değişti?

Başta buraya uyumlanabileceğimi düşünmüyordum. Evime kelebek girse, yan komşuyu çağırıp evimdeki kelebeği çıkartan bir insandım açıkçası. Kendimi buraya ait hissettim ama burada da değişik şeyler oluyor. Çamaşır makinesine çamaşır atıyorum, içinden fare çıkabiliyor. Evime akrep giriyor mesela. Belki başkası için kolay olabilir ama benim için kolay şeyler değil. Biz insanlar çok ilginç bir şekilde her şeye uyumlanabiliyoruz. Ben doğayla çok daha bütünleştiğimi ve bu konuda bir şeyleri gördüğümü düşünüyorum ilk olarak.

Çiğdem Berk

Doğayla iç içe hayat kurduktan sonra bir şeyleri daha iyi gözlemlemeyi de öğrendim. İstanbul’dayken gün doğumuna pek bakmıyordum mesela. Aslında orada da bakabilirdim ama göremiyordum. Artık gün doğarken, bakarken seyrediyorum. Ormanda yürüyüş yaparken en ufak detaylara bile dikkat ediyorum. Bu alışkanlıkları burada kazandım.

Normal koşullarda benim yüksek derecede anksiyetem var. Ve İstanbul’dayken bununla ilgili ilaç tedavisi görüyordum. Artık panik atağa dönüşme seviyesine gelmişti. Buraya geldiğimden beri hiçbir şekilde ilaç kullanmıyorum. Doğal yağlarla, otlarla yaşantımı sürdürüyorum. Köyde bu işten anlayan insanlar var. Gidiyorum Ayten Teyze’den bir süt alıyorum, yoğurt yapıyorum. Turşu kuruyorum. Üşüdüysem onun evine giriyorum, soba yakıyorum. Şehirde olduğumda çalışmadığım zamanda bile dinlenemiyordum. Ya bir yerde inşaat oluyor, gürültü oluyor. Burada hayat yavaş akıyor.

Son dönemde yaşanan olaylar sebebiyle tekrar gündeme getirmeyi istediğim bir konu Türkiye’de kadın olmak. Senin perspektifinden ‘Türkiye’de kadın olmak’ nedir?

Türkiye’de kadınsan önünde yürüyebileceğin iki yol var. Birincisi toplumun girmemizi istediği kalıba, kadınlığa girmek. Bu yolda varlığını, hayallerini, ruhunu, güdülerini, adalet duygunu bir rafa kaldırıp bir şekilde gelenek ve toplumsal değerler çerçevesinde huzurluymuş gibi takılabilirsin.

Ya da kadın olmayı farkındalıkla önüne katıp daha gururlu, duyarlı bir şekilde ama bir yandan da baş ağrılarıyla boğuşarak yaşarsın. Eğer biraz bilinçliysen; hepimizin seçeceği yol ikincisi olmalı.

Bunun dışında Türkiye’de maalesef kadının ilk çağrışımı şiddet ve cinayet. Bunu ne kadar görmek istemesek de farkındayız. Ben de karanlık bir yolda yürürken korkuyla arkama bakıyorum bazen. Ama yılmamalıyız, mücadele etmeliyiz.

You May Also Like

Öteki’nin Yanında 30 Yıl: Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu

Tüm Hikayeler Gitmekle Başlar: Aliye Saygı

Cesaret Korktuğun Şeydir: Nazlı Yılmaz

Daha Önce Eski Bir Marangozhane’de Çay İçtiniz Mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir